iskoç kulturu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iskoç kulturu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mart 11

Yiğidin harman olduğu yer: İskoçya

Dünyanın her yerinde halklar arasında dağlı ve ovalı ikilemi türlü kimliklerle yaşanmış gelmiş. Alçaktaki yüksektekini hep kaba saba kendini de asilzade görmüş durmuş malum. Pek çok yerde karşılaşılabilecek bu durumun bir örneği İskoçlar ve İngilizler arasında da mevcut.

Pazartesi, Şubat 7

Fancy a Pint? (*)

(*)Bi bira çakalım mı?

Türkiye'de bir içki tartışmasıdır gidiyor. Bende buradaki içki muhabbetlerine bir giriş yapayım dedim.Türkiye'da alkolizm tehlikesi var mı yok mu polemigine güzel bir yanıt, içki tüketme oranlarıyla verilmiş. İngiltere'nin (UK) kişi başına alkol tüketimi 11 litre, Türkiye'nin ki ise 1.5 litre. Yani Türkiye'deki ortalama birisinin 1 haftada içtiği içkiyi burada 1 günde içiyorlar.  Tabi Türkiye'de ağzına içki sürmeyen kesimleri çıkarırsak, belki de bu oran biraz daha yaklaşabilir, bilemiyorum.

Buralarda içki tüketiminin yüksek olmasında herkesin iş çıkışı birbirini "fancy a pint?" diyerek gaza getirmesinin etkisi büyük. Publar genç ihtiyar herkes için tam bir sosyalleşme yeri. Her sokağın bir pubu var. Sinemada, tiyatroda, hatta stadyumda bira içmek serbest. Gerçi bir yandan, 18 yaşından küçüklere alkol satışını da çok sıkı kontrol ediyorlar.

Bugünkü yazımızda, sadece bira olayına değineceğim. Diğer içkiler başka bir yazıya kalsın.

Cumartesi, Kasım 6

Britanya'da post-içiş


Nedendir bilmem, içki tüketimi ve kültürü ileri olan ülkelere bakınca "yasaksızlığın getirdiği özgürlük ortamı ne güzelmiş lan" diyemiyorum. Fakat içki yasaklansın, veya mahalle baskıları gölgesinde zar zor içilsin hiç demiyorum. Sadece tam liberasyonla herkes nezih içici olacak, toplumsal ya da resmi baskıların kaşıdığı içiş sonucu ortaya çıkan abartı davranışlar serbestlikte de tezahür ediyor maalesef, diyorum. Ama ilginç bi detay, sokaklarda içki içmek kesinlikle yasak. Bizde henüz değil malum, ama türlü baskılarla gene de etrafına gazetemizi sararız icabında.

Binge-drinking denen bizim yerli tabirle "ağzıynan içmeme" dediğimiz şey bilhassa gençler arasında olmazsa olmaz bir durum. Yapmayan wierd, nerd, geek gözüyle bakmamak hem ayıp hemi de günah. Dertlerden kurtulup hafiflemek, çakırkeyif olmak, veya kafayı boşaltmak kesinlikle bu bahsettiğim kitlenin ve orta yaşın derdi değil. Hedef, en kısa sürede sarhoş olupsırasıyla bağırmak, çağırmak, etrafa sataşmak, yollarda debelenmek, gündüz kafasıyla midenin kaldırmayacağı dönerleri lüpletmek, sonrasında kusmak, mümkünse tanıdık veya tanımadık biriyle sevişmek (son ikisi yer değiştirebilir veya biri diğerinin yerini alabilir).

Bu klasik ve olağan rezaletler haricinde bir takım skandallar da bol bol boy gösteriyor elbette. Yakın vakitlerden şu örnek en akılda kalanı:

Gencimiz ağzıylan içmediği bir gecenin sonuna doğru ihtiyaç gideriyor. Fakat bunu yaptığı mekan Sheffield'de bir Birinci Dünya savaşı şehit anıtı. Nedendir anlamam, İngilizler İkinci Dünya savaşı şehitlerinin esamesini okumazken Birinci Dünya savaşı şehitlerini senede bir kaç kez ana ana bitiremiyorlar. Toplum bazında bayramlarda bizim bayrak sallandırdığımız gibi yakalara gelincik rozetleri takıyorlar. Simgesel önemi de savaşın en kanlı geçtiği meydanlarda şehitlerin yattığı yerlerden baharla birlikte gelinciklerin yükselmesinden. Yani bu rozetler yukarıda gencimizin çövdürdüğü alanda küme küme görünüyor. Herhalde bizde olsa, ordan geçen bir vatandaş genci yatırıp salavatla kurban ederdi, halkımız da alkışlardı. Burada da tepkiler gösterildi, adı-soyadı yeri-yurdu ifşa edildi. Ailesi-kütüğü araştırıldı ve Birinci Dünya savaşı şehidi bir dedesi olduğu açıklandı. Adamın bölükteki resmini bile buldular. Bi büllüğü mozaiklediler yani. Cezası da yüz küsür sterlin ve 250 saat toplum hizmeti şeklinde kesildi.

Ülke de genel olarak bu durumdan şikayetçi aslında "en rezil içilen şehirlerimiz nereler? Resimler için tıkla" haberleri mütemadiyen gazetelerde.



En ilginci de cumartesi ve pazar sabahları erken saatte sokaklardan buram buram yükselen malt maya kokusu. Ekmek mayası da benzer koktuğu için ilk vakitlerde "ne güzel bişe, her yerden tazecik ekmek kokusu geliyor" diye saftirik saftirik gezinirdim. Ülkede ekmek (veya herhangi bir yemek) kültürü olmadığını gördükten sonra anlaşıldı ki biraymış. Fakat nasıl oluyor, içip sokaklarda gezinenlerin nefesleri havada asılı mı kalıyor, kusmuklar mı, bi saaten sonra sokakları birayla mı yıkıyorlar çözemedim.

Fanta içmek dururken...
işbu kesitin tümü için buraya

Cumartesi, Eylül 18

Ne Papa'ymış Arkadaş!

Belki duymuşsunuzdur, Papa İngiltere'ye ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi. Tabii  manşet eksikliği hisseden medya hemen Papa'nın gezisine sarıldı. 2-3 kanalda canlı yayınlar, haberler, gazeteler, billboardlar. Ayıptır söylemesi ben bile gittim geçit törenine, nasıl oluyormuş diye.

Aşağıda Papa'nın Edinburgh Dükü tarafından karşılanmasını görüyürsunuz. Etekli muhafız alayına dikkat...

Daha sonra Kraliçe'yle birlikte kahvaltı yapmak üzere Holyrood Palace'a gitmiş. Onlar kahvaltısını yaparken biz de İngiltere ve İskoçya'daki insanların dine bakışlarını inceleyelim.

İngiltere (u.k)'nin yaklaşık %70'ı hristiyan, %15'i ateist, %3'ü müslüman. Gerçi başka bir araştırma'da Tanrı'ya ya da herhangi bir yaratıcıya inanıyor musunuz sorusuna, İngiltere'nin sadece %35'i inanıyorum demiş (ABD'de oran %80).  Aynı şekilde kilise'ye düzenli giden insanların oranı 1990 yılına göre %35 düşmüş durumda. Belki de Papa'nın gelmesi Cumartesileri içip içip, Pazarları kiliseyi sallayan gençlerin kulağını çekmek içindir. Gerçi resmi olarak İngiltere, Vatikan'a değil İngiltere kilisesine (CoE- Church of England)'a bağlı.

Bu da başka bir soruyu doğuruyor? Nüfusun %70'i hristiyan ama ne kadarı Katolik?  Wikipedia'ya göre toplam nüfusun ancak %9'u Katolik. Bu oran İskoçya'da daha yüksek: %16. Oranın yüksek olmasının sebebi, 19.yy'da İskoçya'ya göç eden İrlanda'lılar ve AB'ye üye olmalarıyla İskoçya'yı mesken belleyen Polonya'lılar.  Katolik olmayan Hristiyanlar'da çoğunlukla Churh of Scotland'a bağlı (İngiltere'yle bu konuda bile ayrılıyorlar)
Katoliklik-Protestanlık konusu biraz hassas, çünkü Kuzey İrlanda sorununda bu din farkının da katalizörlüğü olmuş. Mesela 1900'un başlarında İrlanda'da katoliklerin oranı %74, Kuzey İrlanda'da (o bölgenin o zamanki adı ulster) protestanların oranı %56, 1991 yılında ise İrlanda'daki katoliklerin oranı %96'a fırlamış, ama Kuzay İrlanda'da protestanların oranı %62'de kalmış.  Yani Kuzay İrlanda'nın oranları İngiltere ve İrlanda arasında kalmış durumda, belki de o yüzden hala sallantıda Kuzey İrlanda'nın durumu.

İskoçya'nın diğer din dağılımına bakarsak: Hristiyanlar %64, Ateistler %28, Müslümanlar %1 civarında.  Tabi oranlar Hristiyanlar açısından pek içaçıcı değil ama onları asıl endişelendiren, dinin yaşlara göre dağılımı
Müslümanların ve Hinduların (yanı çoğunlukla Pakistan ve Hindistan asıllıların) 50 yaşından genç olanlarının oranı neredeyse %90, Hristiyanlar için bu oran %50'lerde. Bu yüzden Muhafazar Partiler toplum İslamlaşıyor diye bildiriler hazırlıyor. Tabi Vatikan'ın da bu oranlar karşısısında her türlü doğum kontrol yöntemine ve kürtaja karşı çıkması da manidar.

Başka bir ilginç istatistik de ateistlerin yaşlara göre dağılımı:



Gençlerde bu oran %35-40 larda. Bilemiyorum bu yüksek oranlar gençlerde yeni çıkan bir trendin sonucu mu? (çöpçatatanlık sitelerinden 500.000 kişinin profilinden istatistik üreten OKTRENDS'e göre yolladığı mesaja cevap gelme olasılığı en yüksek olanlar profilinde ateist yazanlar, vaktiniz varsa bu siteye bir göz atın, çok ilginç, komik bilgiler var)
Ya da yaş ilerledikçe ateist oranının düşmesinin nedeni, ulan şimdi Cehennem filan vardır, gider ayak sakata gelmeyeyim, nasılsa yaşadığımı yaşadım yol yakınken tövbemi edeyim anlayışı mıdır bilemiycem.

Ateistliğin etnik kökene göre dağılımları da şaşırtıcı:
Çin'lilerin %60'dan fazlasının kendini ateist tanımlaması ilginç değil de Karayiplilerin %30'la ikinciliği kovalamasını beklemezdim.

Neyse konu dallandı budaklandı iyice, bu sırada Papa'da Edinburgh caddelerinde turuna başladı bile. Tura başlarken tabi protestocular da oradaydı. Protestoların temelini, Papa'nın doğum kontrol yöntemlerine karşı çıkması, ve sübyancı bir kaç rahibin soruşturmasını sümen altı etmeye çalışması oluşturuyordu.




Ama bence en güzel protesto, üstünde Papa'nın resmi bulunan prezervatiflerden dağıtmak olmuş.




Papa bu protestoları geçip, meşhur Popemobile (akvaryumlu arabası) ile halkı selamlamaya başladı.


Sonra'da halka seslenmek için, aşağıdaki billboardları göre göre Glasgow'a doğru yola koyuldu. umarım aynı akvaryumlu arabasıyla gitmeye kalkışmamıştır.


Çarşamba, Mayıs 5

Gayda



Konu gaydadan açılmışken, anlatalım. Gayda (Bagpipe ya da pipe) İskoç müziğinin en vazgeçilmez enstrümanı. Mantık olarak bizdeki tuluma çok benziyo, yani en azından ikisi de koyun ölüsünden yapılıyor (İskoçya'da da küçükbaş hayvancılık çok yaygın). Farklılıklarına gelirsek (bilgiler için Ahmet'e teşekkürler);

  • En büyük fark, Karadeniz tulumunda, ikili klavye var(yanyana iki delikli düdük, herbirinde 5 delik). Bu klavyelerdeki notalar aynı çalınırsa tek sesli müzik de yapılabiliyor.
  • İskoç gaydasında ise tek klavye. Üstünde 7 delik, altında bir delik.
  • Gaydada çok sesliliği farklı uzunluktaki üç çubuk sağlıyor. Bunların akorları da ayrı ayrı yapılıyor ve baya vakit alıyor.(Bi kere bi gayda dinletisindeki amca şöyle demişti;  Gaydacılar konserin yarısında akor yapar, çeyreğinde güzel müzik dinlersiniz, son çeyreğinde de bozuk akora katlanmak zorunda kalırsınız.)
  • Gaydaya genelde davul eşlik ediyor. (Bakınız aşağıdaki video)



Aşağıda ise Ediburgh'un meşhur bandosunun (military tattoo) sokaklardan geçişi var;



Tabii, Edinburgh baya turistik bir şehir. Böyle olunca da, sokak çalgıcıları da baya ekmek yiyor bu gayda işinden. Özellikle yazları, her taraftan ayrı bir gayda sesi yükseliyor. Genel olrak gayda çalan amcalar Şekil-1-a'daki gibi, efendi uslu, nizami giyinmiş amcalar. Ama arada Şekil-1-b'deki gibi has İskoçlar da çıkmıyor değil.


Şekil -1-a - Efendi Gaydacılar                                Sekil-1-b- Serseri Gaydacılar 

Bu serseri amcaların grubunun adı; Clanadonia. Davullarla şaklabanlıklar yapan, bir  tane de gaydacıları olan(resimde çıkmamış) bir grup. Albümlerini almıştık geçen sene. Müzükleri gayet güzel ama aralıksız iki saatten fazla dinleyince, gayda kafası diye tanımlıyacağım benzersiz bir etki yapıyor ki, başka hiçbir şeyde yok.

Sokakta çaldıkları bir günden video; (Videonun başları İskoç aksanı hakkında da fikir verecektir. Aslında bu da yazmak istediğim bir konu ama biraz karışık, bir türlü toparlayamadım.)



Çok videolu bir yazı oldu ama, gaydayı hep davulla birlikte çalıyorlar sanmayın diye bi de aşağıdaki örneği vereyim. Rock-Gayda. Gerçi bu Celtic gaydasıymış ya olsun. Bence çok yakışmış gitarın yanına.

Salı, Mart 30

Yaklaşım farkları


Bu abimizin el emeği- göz nuru karın kaslarına Türkçe'de ne deriz? Tabi ki, baklava kasları...

Peki İngilizler ne diyor? Six-packs. Yani 6 li kutu bira kasları...

Sırf bu iki kelime bile iki kültür arasındaki farkları baya özetliyor aslında. Gerçi, biracılarda da baklavacılarda da bu kasları görmek zordur ya hadi bakalım...

Bu arada, bu yazıyı arakladığım blogu da seveceğinize eminim. Bu blogla paralel: Bir İngiliz'in Türkiye'ye yerleştikten sonra başından geçenleri, kültür farklarını anlattığı bir blog. Aşağıdaki resimden ulaşabilirsiniz.
Özellikle aşağıdaki yazıları tavsiye ederim,

Kokorec

Hamam

Cuma, Aralık 25

Fish & Chips ve Saz Arkadaşları

Türkiye'de döner yiyip ayran içiyoruz, İngiltere'de de hamburger yiyip kola içiyorlar. Bugün bu önyargıyı yıkmaya çalışacağız en azından İskoçya için. Tamam doğru hamburger de yiyorlar ama yenilen hamburger sayısının döner veya kebapdan çok olduğunu sanmıyorum. Kebapçılar ya Türk ya da Ürdünlü. Bize yakın 3 kebapçı;
   -Kusadasi Kebap
   -Marmaris Kebap
   -Bodrum Kebap (evimize 3 dk)
Birbirleriyle alakaları yok ama Öz Gaziantep Kebap yerine hepsi de isim olarak daha medyatik yörelerimizi seçmişler. Neyse konuyu dağıtmayalım.
İskoçların açık ara en çok yedikleri fast food ürünü Fish &Chips (Kızarmış balık ve kızarmış patates).






Patates bildiğimiz fizik kantini patatesi. Balıkl olarak da ya Cod (sözlükte morina balığı diyor, bilmem anlamlı mı) ya da Haddock (buna da mezgit demiş ama bildiğimiz mezgitin baya iricesi) kullanılıyor.  Bu arada bir şeye değinmeden geçemiyeceğim. Hatırlayanlarınız kesin çıkar; Tenten'deki yılların asabi Kaptan Haddock'u da bildiğimiz, Kaptan Mezgit'miş. Ee benim de ismimi mezgit koysalar, bende asabiyet yapar kendimi içkiye verirdim.


Neyse konumuza dönelim, bizdeki tavuk dönerciler gibi içerde masa olmayan belki şanslıysanız birkaç tabure olan dükkanlarda insanlar sıraya girip, fish 'n chipslerini paket yaptırıp yaptırıp gidiyorlar. Yanına da içecek olarak kola değil lrn-Bru alıyolar.  Irn-Bru dediğimiz şey bir nevi İskoçların kola-turkası (İskoçya'da icat edilmiş zaten). Turuncu renkli, baya şekerli, cafein de var içinde aslında inceden bildiğiniz enerji içeceği. Cocacola'dan çok tüketildiğini söylüyolar ki bence doğrudur. Kullanım alanları baya geniş. Fish & Chips'in yanında (bizdeki ayran), publarda irn-bru votka (bizdeki redbull vodka), evlerde sofralarda (bizdeki 2.5 lt lik kola), akşamdan kalmalarda gene Irn-bru (bizdeki turk kahvesi ya da alka-seltzer).






Tabi bu saydıklarımın üstüne de tatlı olarak da künefe, baklava yiyecek değiller ya. Gene bir İskoç icadı olan tatlılarının adı; "Deep fried mars bar" aslında ismi olayı anlatıyor ama anlamakta zorlanmakta haklısınız çünkü pek akıl-mantık işi değil. Mars çikolatası bi ara Türkiye'de de satılıyodu hala var mı bilmiyorum, Albeni, metro kıvamında bir şey. Bunun dondurulmuşunu alıp yağda iyice kızartıyolar ( belki de az önce balık kızartıkları aynı yağda). Sonra onu da sıcağı sıcağına mideye indiriyolar.



Akşam beş bira içtikten sonra bu saydıklarımı yiyenler nasıl mı oluyor sonrasında? Aşağıdaki gibi oluyolar...(parmak arası terliklere dikkat, onu da başka yazımızda anlatırız)





Perşembe, Ekim 29

Sir William Wallace

Bugünkü yazımızda İskoçya'nın en önemli simgelerinden birini anlatalım, William Wallace. Buraya gelmeden önce, Braveheart'dan öğrendiklerimizle bizim Malkoçoğlu tadında bi adam sanıyordum ama sandığımdan çok daha popüler ve İskoçların sevdiği birisiymiş.
1200'lerin sonunda yaşamış bir İskoç şövalyesi ve küçükten toprak sahibi olur kendisi. Filmde yaratılan havanın aksine inceden burjuvalık var gibi duruyor. Hikayesini aşağı yukarı biliyorsunuzdur, İngilizler İskoçlara olan vergileri arttırıp, eziyetlerini çoğaltınca halk da huzursuzluk başlamış. İlk önce William Wallace'ın filan gazıyla derebeyleri İngilizleri yollarsak daha çok toprağımız olur diye destek olmuşlar bu savaşlara, asker filan yollamışlar.
1298'de Stirling'de (ilginçtir Stirling golfün bulunduğu yerdir) İngilizleri biraz da İngilizlerin kendilerine falz güvenmesinden yararlanıp yenmişler. Ancak, bakmış İngiltere iş ciddileşiyor, İskoçya elden gidecek, bir yıl sonra Falkirk'de daha çok askerle bir de tabi meşhur İngiliz diplomasisiyle (İskoç derebeylerine toprak rüşvetiyle), zaten bir avuç olan İskoç ordusunu darmaduman etmiş. Sonra tam nedenini bilmediğim sebeple William Wallace Fransa'ya kaçmış, sonra geri gelip halkı örgütlemeye çalışırken, birinin ihbar etmesiyle yakalanmış. Ve ilk zaferini kazandığı Stirling'de, zaferden 7 yıl sonra çeşitli işkencelerden geçirilip idam edilmiş.
İskoçya genelinde baya bir heykeli, anıtı filan var. İdam edildiği Stirling'de ise kocaman bir William Wallace anıtı(üstte) var (içeride de kılıcını eşyalarını filan sergiliyolarmış-giriş 6£'du paraya kıyıp girmedim). Aşağıdaki videonun ilk 30 saniyesinde (sonradan sapıtıyor) heykellerini filan görebilirsiniz.




Şimdilerde ise turizmin etkisiyle, yozlaşmış, ticari bir ürüne dönüştürülmüş, tshirtleri, maskotları, kılıcı türünden eşyalar her yerde satılıyor.
Her neyse, belki de William Wallace'ın en bilinen repliği Braveheart filmiyle akıllara kazınan savaştan önce askerleri gaza getirdiği özgürlük nutkudur.


William Wallace: And if this is your army, why does it go?

Veteran: We didn't come here to fight for them!

Young Soldier: Home! The English are too many!

William Wallace: Sons of Scotland! I am William Wallace.

Young Soldier: William Wallace is seven feet tall!

William Wallace: Yes, I've heard. Kills men by the hundreds. And if HE were here, he'd consume the English with fireballs from his eyes, and bolts of lightning from his arse.

[Scottish army laughs]

William Wallace: I *am* William Wallace! And I see a whole army of my countrymen, here in defiance of tyranny. You've come to fight as free men... and free men you are. What will you do with that freedom? Will you fight?

Veteran: Fight? Against that? No! We will run. And we will live.

William Wallace: Aye, fight and you may die. Run, and you'll live... at least a while. And dying in your beds, many years from now, would you be willin' to trade ALL the days, from this day to that, for one chance, just one chance, to come back here and tell our enemies that they may take our lives, but they'll never take... OUR FREEDOM!

[Scottish army cheers]

William Wallace: Alba gu bràth!

["Scotland forever!"]

Army: ALBA GU BRÀTH! ALBA GU BRÀTH! ALBA GU BRÀTH!


Ve şimdi de yerli yapım Braveheart filmimizi izleyelim. Stirling savaşına daha insani yönüyle bakan bu yapım çok kısıtlı bir bütçeyle çekilmesine rağmen, Burhan yılın en iyi erkek oyuncusu seçilmiş, Ertan en iyi görsel efekt ödülünü, Eylem ise yılın kadın şarkıcısı ödülünü kazanmıştır.



(*) videoyu bana ulaştırmak için çok uğraşan Burak ve Barış'a teşekkür...

Pazar, Ekim 18

Scottish Breakfast - İskoç Kahvaltısı

Neredeye 2 ayı geçmiş, son yazıyı yazalı, şu sıralar biraz yazalım da arayı kapatalım.

Bugünkü yazımızın konusu, İskoç kahvaltısı. Gerçi İskoç kahvaltısı diye anlatacağım ama İngilizlerinki de pek farklı değil. Hemen hemen her İngiltere'ye gelen en büyük hayal kırıklıklarından birini kahvaltıda yaşamıştır diye düşünüyorum.


Resmi üstte görünce iştah açıcı gelebilir ama içerikleri açıklayınca, sizde bizim yaşadığımız
hayal kırıklıklarını anlarsınız herhalde. Tanıdık malzemelerden başlayarak gidelim,

Domates: Ama bizim Ayaş domatesi gibi değil tabii, lastik gibi. Ayrıca haşlanmış getiriyorlar. Taze isterseniz ayrıca belirtmek lazım.
Meyveler/Meyve suyu: Belki de kahvaltının tek iyi yönü. Genelde portakal filan oluyor. Şanslıysanız, kavun, ananas filan da bulursunuz.
Yumurta: Yumurtayı da hep sade yapıyorlar, bir sucuklu, mantarlı, patatesli,peynirli yumurta
yok. Ama değişik çeşitleri var. Mesela, egg in the basket (resim her şeyi anlatıyor zaten).
Boiled egg (haşlanmış yumurta)
French toast (yumurtalı kızarmış ekmek)
Fried egg (kızarmış yumurta, gözü pörtlememiş)
Scrambled egg (kızarmış yumurta, karıştırılmış, bazen bacon la da yapıyorlar)
Poached egg: Kaynar suya kırılan yumurta, bir nevi çılbır yani.

Mantar: Buralar baya nemli yerler oldugu için, mantar çeşitleri baya fazla, yılın her dönemi de oluyor nerdeyse. Kahvaltılarda veya diğer yemeklerinde bol bol kullanıyorlar mantarı.
Kuru fasulye(Baked beans): Evet, kahvaltıda kuru fasulye yiyorlar. Hem de bildiğimiz gibi olsa neyse. Oldukça şekerli yapıyorlar. Tadını pek tarif edemiycem.
Sosis/Bacon: Genelde domuz etinden yapılıyorlar. Sosisini pek
sevemedim ama baconlar hoşuma gidiyor yavaş yavaş.
Porridge/Oat Cake: Genelde yulaf ürünleri. Oat cake neyse de, porridge denilen şey resmen yulaf bulamacı. Tatsız tutsuz ezilmiş yulaf, hayvan yemi gibi görünüyo zaten.

Buraya kadar olanlar, gene bir şekilde yeniliyor da aşağıdakiler ne alaka arkadaş.

Balık ürünleri: Eğer biraz şansızsanız, kahvaltı tabağınızda tuzlanmış ya da tütsülenmiş balık da bulabilirsiniz (Kipper diye bi balıkları var ya da so
mon)

Haggis: Bu da hayvanın
işkembesinden yapılan bir ürün. İskoçlara özgü diyebiliriz. Bizim şırdan
benzeri birşey ama içine porridge(bknz. yukarı), böbrek, kelle, paça gibi malzemeler doldurup haşladıktan sonra afiyetle yiyorlar.













Black Pudding:
Geldik anlattıklarımızın en iğrencine. Black pudding deyince
insanın aklına ilk çikolatalı puding filan geliyor ama alakası yok. Aslında bir çeşit sosis ama içine et yerine hayvanın kanını, pıhtılarını, artan sakatatlarını filan doldurup kurutuyolar. Pek yenilecek bir şey değil ama tadını tahmin etmek kolay, kabuk bağlamış yara tadı gibi birşey.





İşte böyle buranın geleneksel kahvaltıları. Ne zeytin, ne peynir, salatalık, biber var. En son birşeyi belirtmeyi unuttum. Gelip de tost ister misiniz diye sorarlarsa, bi çift kaşarlı diyip sazanlık yapmayın. Bunların tost dediği bildiğimiz kızarmış ekmek. Malesef...





Cuma, Ağustos 14

UK mi GB mi?

Biz İngiltere deyip işin içinden çıkmışız ama burada işler biraz daha karışık duruyor. Bir, UK (United Kingdom) var bir de GB(Great Britain) var. Bugünkü yazımızda, bunların farklarını anlatmaya çalışacağım.
İlk önce Great Britain'den başlayalım. Great Britain asıl adanın içindeki 3 krallıkdan oluşuyor.
Great Britain

1-England (Başkent: Londra)
2-Wales (Galler) (Başkent: Cardiff)
3-Scotland (Başkent: Edinburgh (Edinbıraa))

İlk önce Wales'larla birleşmişler ve Britain adıyla anılmaya başlamışlar. Sonra İskoçya'da dahil olunca Great Britain'a değiştirmişler isimlerini. Tabii bu ingilizler diğer krallıkları özellikle de İskoçları zamanında iyice ezdiği için pek o milletlerin adı duyulmamış. Zaten şu anda da nüfüsun %84'ü İngiltere topraklarında yaşıyormuş.

Şimdi bir de İrlanda adası var o da eklenince işler biraz daha karışıyor. 1801 yılında İrlanda Great Britain'le birleşme kararı almış ve resmi isim "United Kingdom of Great Britain and Ireland" olarak değiştirilmiş. 1922'de ise İrlanda adasının güneyi bağımsızlığını almış, kuzeyi ise hala UK'ye bağlı. Ülkenin resmi ismi ise "United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland". Yani kısaca UK denilen yer de aşağıda,









______________Great Britain ......................................................... United Kingdom_______