Nedendir bilmem, içki tüketimi ve kültürü ileri olan ülkelere bakınca "yasaksızlığın getirdiği özgürlük ortamı ne güzelmiş lan" diyemiyorum. Fakat içki yasaklansın, veya mahalle baskıları gölgesinde zar zor içilsin hiç demiyorum. Sadece tam liberasyonla herkes nezih içici olacak, toplumsal ya da resmi baskıların kaşıdığı içiş sonucu ortaya çıkan abartı davranışlar serbestlikte de tezahür ediyor maalesef, diyorum. Ama ilginç bi detay, sokaklarda içki içmek kesinlikle yasak. Bizde henüz değil malum, ama türlü baskılarla gene de etrafına gazetemizi sararız icabında.
Binge-drinking denen bizim yerli tabirle "ağzıynan içmeme" dediğimiz şey bilhassa gençler arasında olmazsa olmaz bir durum. Yapmayan wierd, nerd, geek gözüyle bakmamak hem ayıp hemi de günah. Dertlerden kurtulup hafiflemek, çakırkeyif olmak, veya kafayı boşaltmak kesinlikle bu bahsettiğim kitlenin ve orta yaşın derdi değil. Hedef, en kısa sürede sarhoş olupsırasıyla bağırmak, çağırmak, etrafa sataşmak, yollarda debelenmek, gündüz kafasıyla midenin kaldırmayacağı dönerleri lüpletmek, sonrasında kusmak, mümkünse tanıdık veya tanımadık biriyle sevişmek (son ikisi yer değiştirebilir veya biri diğerinin yerini alabilir).
Bu klasik ve olağan rezaletler haricinde bir takım skandallar da bol bol boy gösteriyor elbette. Yakın vakitlerden şu örnek en akılda kalanı:
Gencimiz ağzıylan içmediği bir gecenin sonuna doğru ihtiyaç gideriyor. Fakat bunu yaptığı mekan Sheffield'de bir Birinci Dünya savaşı şehit anıtı. Nedendir anlamam, İngilizler İkinci Dünya savaşı şehitlerinin esamesini okumazken Birinci Dünya savaşı şehitlerini senede bir kaç kez ana ana bitiremiyorlar. Toplum bazında bayramlarda bizim bayrak sallandırdığımız gibi yakalara gelincik rozetleri takıyorlar. Simgesel önemi de savaşın en kanlı geçtiği meydanlarda şehitlerin yattığı yerlerden baharla birlikte gelinciklerin yükselmesinden. Yani bu rozetler yukarıda gencimizin çövdürdüğü alanda küme küme görünüyor. Herhalde bizde olsa, ordan geçen bir vatandaş genci yatırıp salavatla kurban ederdi, halkımız da alkışlardı. Burada da tepkiler gösterildi, adı-soyadı yeri-yurdu ifşa edildi. Ailesi-kütüğü araştırıldı ve Birinci Dünya savaşı şehidi bir dedesi olduğu açıklandı. Adamın bölükteki resmini bile buldular. Bi büllüğü mozaiklediler yani. Cezası da yüz küsür sterlin ve 250 saat toplum hizmeti şeklinde kesildi.
Ülke de genel olarak bu durumdan şikayetçi aslında "en rezil içilen şehirlerimiz nereler? Resimler için tıkla" haberleri mütemadiyen gazetelerde.

En ilginci de cumartesi ve pazar sabahları erken saatte sokaklardan buram buram yükselen malt maya kokusu. Ekmek mayası da benzer koktuğu için ilk vakitlerde "ne güzel bişe, her yerden tazecik ekmek kokusu geliyor" diye saftirik saftirik gezinirdim. Ülkede ekmek (veya herhangi bir yemek) kültürü olmadığını gördükten sonra anlaşıldı ki biraymış. Fakat nasıl oluyor, içip sokaklarda gezinenlerin nefesleri havada asılı mı kalıyor, kusmuklar mı, bi saaten sonra sokakları birayla mı yıkıyorlar çözemedim.
Fanta içmek dururken...
işbu kesitin tümü için buraya


1 yorum:
inkiliz: one nation under cctv. sürekli bir kasma hali. bu kadar kasarsan içince pörtlüyor haliyle.
Yorum Gönder