ingilizce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ingilizce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Şubat 20

Ben Leicester'a Lestır demem, n'idem benim olmayınca


Benim bi lafım var: "Her Türk, İngiltere'lere gelende yerleşim yerleri telaffuzu sıkıntısını tadacaktır". Eğer uyarmazsak tabi. Bahsedelim ki yolu düşen bilsin, uyarmadılar demesin.

Tamam. İngilizce, kelimelerin telaffuzları yeni öğrenenler için zor bir dildir. Hele yeni karşılaşılan her bir kelimenin söylenişini ilk seferde bilmek her zaman kolay olmayabilir. İster turistik ister okumalık gelenlerin İngiliz-İskoç telaffuzunu anlaması apayrı bir zor iştir. Durum yer adlarındaki istisnalara gelince bombok bir iştir. Çünkü, karşınızdaki native speaker'ı jet gibi konuşurken her cümlesini dibinde anlayamazsınız. Ama cümledeki özneyi, yüklemi, zamanı, mekanı çekerek olayı çözersiniz. Gramerin önemi ikinci sıraya düşer, diksiyon ve retoriğin önemi sonsuza sağdan yaklaşır. Bazen, "allaam nolur, bu sefer anlayayım şunun dediğini" bile diyebilirsiniz. İşte cümlenin bu öğelerini kaçırmanız durumunda: Sorry?, Say Again? Could you please repeat that? What the fuck's that? gibi yapılar tekrar eder. Ee neytivin de bi sabrı var, içinden "senlen mi uğraşcam yarr..am" der, dışından never mind der geçer. Ex-manitayla ilk İskoç deneyimimizde araba kiralamayı başardık, geri bırakırken ise bize bişeyler soran görevlinin dediğini anlamadık, tekrar ettirdik. Gene anlamadık. O da yetmedi, birbirimize "anladın mı?" der gibi bakıp, sonra adama gene tekrar ettirdiğimizi, aynı şeyi 3-4 defa yaptıktan sonra pes ettiğimizi hatırlatırım. Meğersek, nası geçti türünden bişey dermiş. Lan ben senin...

İşte semantikteki inceliklerin hepsini Türkiye'de yalayıp yutmuş olsanız bile, mekan isimlerinin İngilizlerin kullandığı şekilde buraya gelmeden kimse bilmiyor. Bu başarısızlıkla ilgili benim iki tahminim var: bir, zaten bu isimler bizim ilgilendiğimiz büyük yerlerin isimlerinde genellikle sıkıntı yaratmıyor. London, Oxford, Cambridge, Manchester, Glasgow, vb. İkincisi, belki de biz daha orayı işlemeden ÖSS'ye veya bölüm derslerine geçiyoruz. Ee, bu yer isimlerinın sıkıntılı olanlarının telaffuzunu da öğrenmek hayat okuluna kalıyor.

Perşembe, Kasım 18

İngilizler'e İngiltere'de İngilizce?


İngilizler anadillerini analarından öğrendikten sonra, okulda bunun üzerine pek bir şey katmıyorlar diyebiliriz.


Bugün biz aşağı yukarı tüm dünyayla aynı şekilde İngilizce öğreniyoruz. Önce basit cümleler öğreniliyor ve bir takım conversation'lar ezberliyor*, sonra gramere geçiliyor. En son da dilbilgisine, yani "niyet ettim Allah rızası için İngilizce öğrenmeye" diye başlayıp işleri yolunda gitmeyen kimselerin başbelasına... Tense'lerin bir ucundan girip diğer ucundan çıkamayan bir çok dil şehidimiz varken, lisede veya üniversitede hazırlık okuyarak bu işe ömründen bir senesini ayıranlar iyi kötü bir Törkiş-İngilişle mezun oluyorlar. Geri dönüp ilköğretim Türkçe derslerini de hatırlarsak kendi dilimizi de aynı şekilde öğrenmiştik. Cümlenin öğeleri, cismin halleri falan fistan...


İngiltere bu sistemi, bi arkadaşın yalancısıyım, 50'lerde terk etmiş. Bir konu açılır da Simple Tense, Perfect tense, efendime söyliyim Adverb, Superlative falan dediğinizde "o ney lan" der gibi aval aval yüzünüze bakıyorlar. İngilizce öğretmenliği gibi meslekî bir bölüm okunmuyorsa bu eziyete hiç maruz kalmadan hafif fakat eleştirel ve güncele dayalı bir eğitim çemberinden geçiyorlar, bu dersler içinde de İngilizce yok gibi bir şey.



Haa, dezavantajı yok mu bu işin... Tabii ki de var, bugün İngiliz ve Amerikalılar dünyada ikinci bir dil bilmeyen, bilmek için bir heves göstermeyen, gösterse de öğrenemeyen müstesna milletlerden. İlk iki özelliği İngilizce'nin bir dünya dili olması sebebiyle bir tür "tampon kalkması" olarak düşünsek de, üçüncü özellikte temel nedenin kendi dillerinin gramatik yapısına hakim olamayışları olarak gösterilebilir. Sorulduğunda kendileri de bunu onaylıyorlar. Zira dil bilimsel bir analoji yapma şansları kalmıyor, benzerliklerden faydalanıp ikinci bir dile ait özellikleri akılda tutmaları zorlaşıyor.




Kaldı ki vasat eğitim almış, ve büyük şehirlerde yazmayan bir çok İngiliz konuştuğu bir çok kelimenin nasıl yazıldığını da bilmiyor. Bilhassa Amerikan filmlerinden anımsarız, ilgiyi ve öğrenmeyi arttırmak için çocukların ve gençlerin katıldığı spelling competition'lar düzenlenir.



Grammar School diye bilinen ve bizim anadolu veya fen liselerine denk eğitim kalitesi ve toplam öğrenci popülasyonunda az bir oranı olan, yatılı ve akıllı bir avuç insan yetiştiren okullarda kapsamlı bir dil eğitimi ve ikinci, üçüncü diller öğreniliyor.




* Bizim peder üniversiteyi kazanıp, hazırlıkta bir sene boyunca conversation ezberleyip sınıfta çocuk gibi aksiyonlarıyla karşılıklı oynamaktan o kadar iğrenmiş ki, gelecek vaad eden bir bölümü olmasına rağmen ve onu seviyorken hazırlık istemeyen bir bölüme yazılmayı ciddi ciddi kafasına koymuş. O zamanki sol tandaslı gençlerin şimdiki liseliler gibi çocukça ve dertsiz yaşamadıklarını; ve hatta 80 öncesi yoğun politik ortamında kavrulup, pos bıyık bırakan, parkalı, sert bakışlı, eğlenmeyi ve gülmeyi halkına ihanet sayan, yollarda buldukları izmaritlerle sigaraya başlayan bıçkın delikanlılar olduğunu hayal edince bu "acı koyuş" daha iyi anlaşılabilir sanırım. (Neyse, git şimdi kaldığın yerdeki yıldızı geri bul.)