gundelik hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gundelik hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Şubat 20

TV'lerdeki Müstehcenlik

Bu yazımızda, İngiltere televizyonlarındaki 'müstehcen' programlardan söz edeceğim. Bu durumdan rahatsız olanlar varsa, yazıyı okumayı bırakabilirler.

Ama ilk önce Türkiye'deki duruma bir göz atalım. Türkiye'de erotik filmler tedavülden kalkalı çok oldu. Cinsellik eğitimi ise, Güzin Abla ve Haydar Dümen'e iletilen mektuplardan ibaret. Hal böyle olunca da, televizyonlardaki cinsellik sahnelerine verilen tepkiler de çok sağlıklı olmuyor. Mesela, "Fatmagül'ün suçu ne?" dizisindeki tecavüz sahnelerinden sağlıklı bir insanın tiksinmesi gerekirkern, bu sahneler cinselliğe aç binlerce kişinin ağzını sulandırmış olacak  ki, aşağıdaki gibi saçma durumlarla karşı karşı ya kaldık. (TV ve sinemalardaki diğer tecavüz vakalarında nasıl davrandığımıza bir göz atmak isterseniz, Berrin Karakaş'ın şu yazısına göz atabilirsiniz).


Cumartesi, Ağustos 28

Mesire yerleri-1

Gene yazılara uzunca bir ara vermişiz. Hadi biz ara veriyoruz da bir allahın kulu da çıkıp ne oldu blog işi, yalan mı oldu demiyor. Neyse, eski yazılara baktım da genelde İskoçya'nın olumsuz şeylerini yazmışız. O yüzden bugün Edinburgh'un en sevdiğim mekanlarını anlatacağım: parklar, bahçeler ve mesire yerleri...

Evimizin yeri konusunda biraz şanslıyız çünkü Edinburgh'un en büyük parklarından biri olan Holyrood Park'ın  hemen yanında. Eviniz nerde diye sorarsanız, aşağıdaki resimde ortadaki eski fabrika bacasının sağ arka taraflarındaki kırmızı ev.
Holyrood Park içinde 3 tane göl var, göllerde bolca kuğu, ördek. Bi de yüksekçe bir tepe(Arthur's Seat) onunda yamacında tavşanlar ha bir de Hüseyingazi'yi aratmayan kayalıklar var.

 

İskoçya'nın havası oldukça kararsız. Sağanak yağmur yağarken yaım saat içinde pırıl pırıl güneş açabiliyor (gerçi tersi daha çok oluyo ya neyse). Tabi böyle olunca da bol bol gök kuşağı görme imkanımız oluyor. Gene böyle bir günde, yukarıdaki gölden bir poz.

 

 Holyrood Park'ının en çok ziyaretçisi olan yeri Arthur's Seat tepesi. Şehrin ortasındaki bu 250m lik tepe, turistlerin şehrin panoramik resimlerini çekmek için vazgeçilmez mekanı. Tabii antreman yapanlar için de güzel bir parkur oluyor, ben de arada koşuyorum.
Bir de kayalıkları var, baya baya tırmanış yapılabilecek. Gerçi, istasyon kurup iple tırmanmak yasakmış (safey&security) ama yan geçiş yapması keyifli, özellikle güzel havalarda baya kalabalık oluyor.

 



 
Edinburgh zaten rüzgarlı bir yer, tepelerin yamaçları iyice esiyor. Fırsattan istifade arkadaşlarla uçurtma yapalım demiştik. Sağdan soldan malzeleri toparlardık. Nasıl yapılacağını da unutmuşuz gerçi tartışa tartışa yaptık, ilk denemelerde güzel uçmadı ama terazini, kuyruğunu filan ayarlayınca bir de güzel rüzgarı yakalayınca, uçurtmamız yükseldikçe yükseldi. Ama malesef 300 metrelik makaranın ucunu bağlamayı unutuğumuz için ipini kopatığı gibi uçtu gitti. Sonra tepenin her tarafını köşe bucak aradık ama bulamadık. Artık bi dahaki sefere...



Diğer bir güzel park da Meadows Park, bu park üniversiteye daha yakın, gençlerin yayıldığı, bira içip, top oynadığı vay efendim cambazların ip üstünde yürüyüp, top çevirdikleri bir alan.


Geçenlerde bölümdeki arkadaşlarla mangal yapmaya gittik. Parkın her yanında mangal yasaktır tabelaları var ama şimdiye kadar kimsenin salladığını görmedim. Özellikle haftasonları mangal dumanından göz gözü görmüyor.

İlk önce mangal işine bulaşmayım adam gibi topumu oynayım dedim ama bizim arkadaşlar sağolsun mangal yakmak bi yana mangalı kurmak için bile baya vakit harcadılar. En son mangal kömürünü, paketini açıp kömürleri yaymadan kartonundan tutuşturmaya çalısıyorlardı ki, aç kalcağımızı anlayıp müdahale ettim. Aşağıda karnı doymuş neşeli Çin'li arkadaşları görüyorsunuz.

devamı gelecek...

Pazartesi, Mayıs 10

Darwin

Herhalde Darwin'in evrim teorisinin okullarda doğru dürüst öğretildiği ender ülkelerden biri İngiltere'dir.  Bunda İngilizlerin dinle pek alakalı olmamalarının etkisi vardır elbet.

İngiltere'dekilerin çoğu protestan, protestanların çoğunun da kiliseyle alakası yok. Belki daha önceden görmüşsünüzdür,  metrolara ve otobüslere şöyle ilanlar verilmişti geçen yıl.



Tekrar konumuza dönersek, İngiltere'de Charles Darwin oldukça seviliyor. Tabii bunda adamın İngiliz olmasının da etkisi vardır, ama sevmek ayrı şey adamın resmini paraya basmak ayrı şey. Vallahi bravo...