Osmanlı coğrafyasına domatesin, ondan önce de patlıcanın girdiği dönemlerde şahit olunabilicek bir "mutfak devrimi"nin buradaki yoksunluğundan bahsediyorum yani. Öncelikle Istanbul saray mutafığının zamanla da halkın öğünlerinin vazgeçilmesi olan bu sebzeler, füzyon (gelenekselle yeniyi birleştirmek) işinin en eski örneklerinden.
Fakat bir istisna olarak Ada ikliminin mümkün kıldığı, Peru'dan bomba transfer patates gelmiş ve Kuzey Avrupa ve İngiltere'nin olmazsa olması olabilmiş. Fakat eski tamamen boşlanıp yegâne nişastalı besin patates olunca, 18.yy'ın başlarında bu sebzeyegiren kıran yüzünden (onu da adayı sömürgeleştirmeyi kolaylaştırmak için İngilizlerin yaptığı rivayet edilir) bir milyon (rakamla 1.000.000) civarında İrlandalı hayatını kaybetmiş, en azından bir o kadarı da başta Amerika olmak üzere çeşitli kıtalara göç etmiş. Hala da buraların hayatî besini kendisi, tıpkı bizim buğdayımız, Çin'in pirinci gibi. Yandaki resim Dublin'de İrlandalı'ların aralarından geçerek işlerine, evlerine gittiği bir sokaktan. Ne diyeyim, toplumsal hafızayı bir heykel grubu bu kadar güzel canlı tutabilir. Ha, sonuçları çok mu olumlu? Elbetteki değil. Birkaç günlük bir workshop için gittiğimde bu heykelleri gördükten sonra etkilerini de merak etmiştim. Ders gördüğümüz üniversitenin yemekhanesine savrulan, atılan, gramına dokunulmamış yemekle dolu o kadar tabak çöpe gidiyordu ki. Biliyorum, ne bilimsel ne genel-geçer bir gözlem benimki, fakat insanın içi acıyor işte... Dünyanın her yanındaki kadir-kıymet bilmez toplumlarda olduğu gibi, hafızaya işlemiş fakat eyleme geçmemiş bir acı daha.Mevzuya dönersek, ülkede lezzetli gıdaya duyulan arzuyu tatmin etmek yabancılara düşmüş. Bu boşluğu tüm tutunma ve varolma hırsı, ve bastırılmıştığıyla göçmenler devralmış. Bilhassa da en başta sömürülen ülkelerin halkları. Hindistan, Pakistan, Çin, Karayip ülkeleri, diğer uzak doğu ülkeleri, sömürgelikle değil fakat ekonomik ve sosyal nedenli göçlerle gelen İtalyan, Yunan, Türk, Polonyalı, Arap ve diğer milletler diye gider bu liste.
Qype isimli web 2.0 uygulamalı eleştiri sitesinde Belfast'dan Cardiff'e restoran ve take-away'leri şehir şehir listelediğinizde İrlanda, İskoç, Gal veya İngiliz tipi yemek yapan yerler %5-10 kadarken pizzacılar, curryciler, chinese'ciler, dönerciler aslan payını kapmak için birbirini doğrarlar.
Sanırım bu duruma verilebilecek güzel hikayelerden biri şu olabilir:
Sanırım bu duruma verilebilecek güzel hikayelerden biri şu olabilir:
Baharat yolunun mihenk daşı Hint yurdunun bağrından kopup yüzyıllık sömürgelik döneminde Birmingham'da (Glasgow da rivayet edilen şehirler arasında) yaşamış Hintli efsane bir aşçı, bugün Hint mutfağının olmazsa olmazı Chicken Tikka Masala'yı burada icat etmiş. Böylece belki de ilk kez bir yemek kendi vatanına gurbetten dönüş yapmış. İngiltere'de doğmuş Hindistan'ın da vazgeçilmesi olmuş v'esselam. 2006'da yapılan bir ankete göre Chicken Tikka Masala İngiltere'nin en sevilen yemeği gösterilirken; 90'ların sonunda Britanya dış ilişkiler sekreterliği yapmış bir zat bunu ülkenin millî yemeği olarak adlandırmış.
Türklerin döneri ve dejenerasyonu zaten bahsedilmişti. Diğer ecnebî mutfaklarında da tıpatıp aynı durum söz konusu maalesef. Yani, kalitesizlik. Ortadoğuda, Çin ve Hint ellerinde en şahaneleri sokaklardaki satıcılarda adeta beleş fiyata tüketilip gelen güzellikler; burada en kalitesiz haliyle bile bir değere biniyor. Nedenleri de basit: o lezzetin orijinalinde nasıl bir şey olduğunu bilen bir tüketici kitlesi yok, Avrupalı'nın "yüksek" emeği fiyatları artıyor, özgün ham maddeleri bulmak imkansızlaşıyor veya kıtaları aşıp bozulmaya yakınken anca tüketilebiliyor.






